Kalbimden gecenleri Senden baska bilen yok.

17/3/2008 - Gece ve Sükût...

...gecenin ayak seslerine ve sükûtuna dair…

Ve gece… Sessiz çığlıklar yalvarırken acının notalarına, her şey suspus olmuş. Sadece gözler konuşuyor, bir de bulutların titreyişleri…

Gecenin perçemi süzülüyor. Ben düşlerimi yineliyorum. Yenilenen bir umut huzmesi gözlerimde çağlarken, müntehir kâbuslar inceden inceye nefes alıyor. Sızlıyor vicdan ayininde izdivaç hüzünler, cemrelerden kor getiriyor kar yağan düşlerime. Bir kafile geçiyor çölden. Atların yeleleri savruluyor rüzgârda. "Süreyya yıldızı toplamış kafilenin düşlerini ve yitik umutlarını baharlara saklamış habersizce. Müneccimler Süreyya yıldızıyla hemhal olurken, kafiledekiler içlerindeki fırtınaları susturmuş olmalı ki, sükût yüreklerine düşmüş. Aşkı süveydalarına çeken kuşların düşleri gecenin rengine boyanmış, gece karanlığa… Kuşların cenahlarında içi dua dolu tohumlar/kundaklar, çölleri yeşertmeye adanmış.

Yıllanmış bir düş bizimkisi… Sevda tortuları arasında kalan; gâh acı hatıraların arasından eski bir resim gibi çıkan, gâh tavan arasına kaldırdığımız aşk şuruplarına karışan düşler... Gece izin veriyor sükûta, sükût da tavan arasına kaldırdığımız düşlere. Böylece zaman ilerliyor gibi görünüyor, lakin ilerlemiyor! Zamanı ilerletmenin yolunu bulan gece sakinleri, rüyalara işkence eden karanlıkları bir bir gömüyor toprağa hiç çıkmamacasına…

Toprak mahzun ve kederli… Güneşin kendisini terk ettiği zaman diliminde, korkunun buğusuna aldanmayan böcekleri bağrına basıyor. Yapraklar hışırtılarıyla toprağa hüznünü damıtıyor. İliklerine kadar üşüyen gece sakinleri, aşkın şahikâsında sükûtlarını bozmadan yakarışlarına devam ediyorlar. Niyazları miraç fezasına ulaştıran melekler, gökten yağmur tanelerini indirmeye başlıyorlar sessizce, usulca… Meyusane yapraklar soluyor, düşüyor bir bir toprağa…

Kanlanmış gözlerin intizar avuçlarında, aşkından yuvarlanan taşlar… Paramparça olmuş bedenler savaş meydanlarında ve gül kokuları… Yılgın akışların tortularında biriktirilen narin sitemler demir parmaklıklara aldanmayarak sessizliğin göğsünü yumrukluyorlar. Oysa gece sükûtuyla güzel, isyankâr kalemlerin hokkalara batırılmasıyla değil. Biliyoruz ki, yaprağın okyanuslara ulaşmaya çabalaması nasıl mümkünse, karıncanın İbrahim’in ateşine su taşıması o ateşi söndürmek istemesi de o kadar mümkün, Rabb muktedir. Geceye “ol” dedi ve gece oluverdi. Sükûta “ol” dedi ve sükût oluverdi kanayan yaraların dinmesi için… Ve şimdilerde gözler dolunaya çevrildi. Dolunay da gecenin en feyizli anlarında yürekleri miraca çıkarmaya vesile olduğu için acziyet merhemleri sürüyor gururuna, yoklukları basıyor bağrına…

Aşk dolu bir yağmur şebnemine adanmış mahcup dualar… Sessizliği gömerken gecenin sükûtuna, kâinatın söylediği ilahi musikiye katılan hür vicdanlar; gül âyinelerini resmediyorlar dolunaya dervişçe. Her bir gül âyinesi, ukdeleri sühâya çıkarmanın mutluluğunu tadıyor. Gam dağları yine hüzne büründü… Gece düşerken gam dağlarına, geceyi sinesine çeken kara bulutlar; mavera dehlizlere döküyor ihmale uğrattığımız sevgiyi. Sevgiyi yeşertiyor çağlaya çağlaya uçurumlarda açan al gelincikler. Ala bürünüyor gece, güneş doğacağının müjdesini veriyor bekleyenlerine; karada gemi yapan Nuhlara, cemrelerdeki gülistanda teslimiyetle bekleyen İbrahimlere, kuyulardaki Yusuflara, kundaklardaki Musalara…

Yunus Emre Tozal
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/3/2008 - Yaprak misali

 

Ömür dedik hep devam dedik hayata... Ama bir sonu olcağını yerleştiremedik aslımıza..
Yalancı rüyalarda gezdik hep, mutluluğu toprak üstünde aradık sadece,
oysa ne toprak altında yatan inciler var mutluluğun incileri, düşünemedik bunları yada hissedemedik...

Hayat bir andan ibaretti sadece, bir sondan ibaretti... Hepimiz Bİr yaprak misaliydik,
dalından düşen yaprak misali... ÖLÜM SONBAHAR, HAYAT AĞAÇ VE BİZDE yaprak misali...

Anlattık yine sevginin adını, hayır hayır anlatamadık, yine başaramadık..
yine sunamadık sevdayı gönüllere, umutsuz bakışlarmı sindi güllere...
Hadi yüreğim ne olur son bir umut kalk ne olur son bir umut.. Dertler yığın yığın olsada..
Ömür yolun kararsada.. Kalk yüreğim son bir bakışla ayağa hadi dön semaya.. seslen umuda ! ! !

VE KALK YİNE HADİ YİNE YENİDEN SEVGİNLE VE YÜREKLİCE ACILARA GÜLÜMSE...
??
 
...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/2/2008 - Insan Vav seklinde dogar

İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır. İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür. Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir. O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır. Rabbi vav gibi mütevazi olsun ister kulları. Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır. İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun. Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini. İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında. Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında? Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür. Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar. Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur. Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat. Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der. Buna anlamca vaveyla denir. Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir. Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır. Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri. Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.Ve Allah insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana. "Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir." Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir? İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı; "Sabır ve namazla Allah tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve Ona döneceklerini umanlar ve Allah a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir" Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur. İşte o ayet: Secde et, yaklaş! Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu. Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde..

Bağlantı

8/1/2008 - Herseye Ragmen Sansliyim ben

 

 

Herşeye Rağmen Şanslı Biriyim Ben.!
Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne.


 

Avuçlarımdan umuda uçan kelebek..


 

Hiç ağlamadığımdan değil; çok akıttım gözyaşımı içime.
Hiç kaybetmediğimden değil birini.Çok yandım ciğerimden.Baktığım her yere, sevdiklerimin yüzünü kazıdı hasret.


 

Yıldızlarla doluydu gökyüzüm; kapkara bir boşluk bıraktılar kayanlar. Bir daha asla dolduramadım.


 

Gidene soramadığımdan, kalanın ıstırabı daha çok sandım.
Hiç ihanete uğramadığımdan da değil; yarası her zaman taze, birkaç hançerle dolaştım durdum sırtımda; hem öfkelendim, hem anlamsız geldi kızmak.


 

Herkesten farklı değildi başımdan gelip geçenler.
Herkes kadar ağladım, herkes kadar yandım.
Acısız olmuyordu ki hayat!
Ağlamaktaydı bereket, yağmurda ıslanmadan yeşermiyordu ki toprak!


 

Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne.
Mutlu bir çocuktum ben!
Kalabalık bir ailenin sevgisiyle büyümüştüm. Bir sürü arkadaş, bir sürü oyun..kuyruğuna tutunmuştum kırmızı bir uçurtmanın.
Hayat hep veriyordu, alacağı günleri hiç düşünmemiştim.


 

Sancılıydı ilk gençlik!
Şimdiki hüzünlerimle, o zamanları karşılaştırdığımda, çocukluk deyip geçiyorum.
Ah, nerdesiniz 17’lik dertlerim!


 

On yedimde başlamıştı hayatla kavgam.
Artık sadece, tartışıyoruz.


 

Acıya alıştığımı söyleyemem hala; hele, nasır tuttuğunu kalbimin.
Unutmayı becerdiğimi de söyleyemem; asla unutamadım, kusurluydu hafızam; almayı biliyordu da silmeyi, asla!
İyi ki hatırlıyorum!


 

Yaşamımdan çıkanlara kızmıyorum; öğrettikleri her şey için minnettarım. Bir zamanlar, doyasıya güldüğümüz içindi uğurlarken akıttığım göz yaşlarım..Paylaştıklarımız kadar değerliydiler.
Paylaşamayacaklarımızın adıydı hasret!


 

İhanete de alışamadım elbette; ama, edenlere de eyvallah! Kir tutsa da kin tutmaz yüreğimiz. Az şey sayılmaz, utanmayı bilmeyenden öğrendiğim; sırf bu nedenle bile affedebilirim.
Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
Şanslı biriyim ben!
Mükemmel bir anne-baba; harika kardeşlerimle; hem büyük, hem mutludur ailem!


 

Eski-yeni fark etmez; hem köklü, hem sınanmıştır dostluklarım!
Kolay yere gelmez sırtım; ne yaparsa yapsın, kolay vazgeçmem hayattan!


 

Kokladığım gülleri, teker teker solduracak biliyorum. Asla hazır olamayacağım acıya; ama, çekmeyi de öğrendim artık. Bütün duyularım açık, elimde suyum, yüreğimde umut, güllerimin yanındayım.


 

Az şey midir, biteceğini bildiğin bir hayatı son nefese kadar paylaşmaya hazır olmak.
Ve baş kaldırmak ölüme, sonsuza kadar, sevip hatırlayarak..


 

Zaman bir değirmen; keder girer, hüzün çıkar kapıdan..
Ben de toy girip, olgun çıktım içinden..
Bakmayın dertlenip içlenmeme; yağmur yağar, toprak kokarım; güneş açar, çiçek kokarım!


 

Avuçlarımdan umuda uçan kelebek..


 

Sadece, Güneşli günlerde kalem oynatmaz yürek!


 

alıntı

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/1/2008 - Gözyaşları Çiçek Açar; Tebessümler Ağlar…

Bazen, uyuşuk uyuşuk esen bir rüzgar gibidir düşünceler… Rahatsız etmeden içimizde dolaşır, dolaşır… sakince…

Bazen de hırçın fırtınalar yanında hiç kalır, en kuytu köşene gizlenirsin! İçindeki, dokunduğunu hırpalayan uğultuları, endişeyle izlersin!.. Kaçma imkanın da yoktur… Fırtına senin, sana ait; nereye gitsen peşinden eser gelir… Emanet bırakamazsın kimseye… koyamazsın kenara bir yere…

Bazen çok latiftir her şey, yumuşaktır alabildiğine… Gözlerini açtığında, gün sakin; içine çektiğinde, hava yumuşaktır… Gözleri ışıldayan bir çocuğun elleri de yumuşaktır… tutulduğunda dilek gibi gelecek vaat eder…

Bazen zaman da uysaldır; okuduğun kitap da akıcıdır… Çiçek koparırsın, kokusu içini yumuşatır… Rengi, karanlıklarına latif bir ışıktır…

Bazen insanın sakinliği hırçındır… Çığlıkları duyulmaz, gözlere hitap eder batmadan… Kimi zaman oturur yerine terslikler, zıtlıklar… Bazen de sivri kalır anlamlı bulunan değerler…

İçini görsen, dışının tam zıddı güzeller vardır… Dışından bakınca önemsenilmeyen, fakat içinde nur hazineleri saklayan insanlar da vardır, nadir de olsalar…

Yaşam içerisinde, zıtlıklar bazen karşı karşıya oturur, bazen yan yana… Bakma öyle kavgalı gibi durduklarına; tam aksine! Aslında el ele hüzünlerle huzurlar… Aynı anda hem güler hem ağlar insanlar!.. Gözyaşları çiçek açar, tebessümler ağlar… En canlı renkler bile hüzünleri imzalar kimi zaman!..

Acıların da kendine has bir tadı var… Gönlümü yaksa da, acıları seviyorum!.. Hüzünlerin güzelliği yağmur kadar berrak, yağmur kadar sakin; yüreğimi ıslatan bu güzelliği seviyorum!.. Yaşam, zıtlıkların birbirini tamamladığı bir tablo! İyi ve hoş olan şeylerin kıymetini anlamayı bize armağan eden, kötü olan her şeye teşekkürü bir borç biliyorum!.. Geceyi yaratan ve bize güneşi özlettiren, dertlerle bize sabrı öğreten ve sonra da ruhumuza billur billur huzuru akıtan Allah’a hamdolsun…


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/8/2007 - MeRdİvenler

Hiç düşündünüz mü, hayatınızda ne kadar vazgeçilmezdir merdivenler. Evimizin, apartmanızın olmazsa olmaz parçası. Bizi aşağıya taşıyan, yukarı çıkaran, ulaşamadıklarımıza ulaşmamız için basamak olan merdivenler.. Gün olur, alev alev yanan bir evden ağlaşan çocukları indirmek için şefkatle uzatılan itfaiye merdiveni olur. Gün olur, ağaçtaki meyveye uzanmak için uzanır merdiven. Ve daha ne çok kullandığımız yer vardır merdiveni...
Merdiven, hayatı anlatmak için kullanılır bir bakarsınız şiirlerde. "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden" diye başlar Ahmed Haşim ve hayatı merdivenleştirir. Ardımız sıra bıraktığımız günlere ağıtlar yakar.
Nasıl anlatılır hayat merdivenle? İlk basamak neresidir, hangi hâl son basamak? Biz aslında, ademden vücuda dayanmış bir merdivende, hayat merdiveninde ilerliyoruz, adım adım, basamak basamak. Hayat adını verdiğimiz merdivende, her basamakta çok şeyler yaşayarak, kâh gülerek, kâh ağlayarak, ama hiç durmadan, bir geri basamağa inmeden ilerliyoruz.
İlk basamaklarda çocukluğumuz bekler bizi. O sıralar merdivenin farkında bile değilizdir. Her yer yakın ve her şey bizimdir. Bulutların üzerinde dünyayı seyrederiz gülerek. Kâh ana kucağının sıcaklığında dindiririz acımızı, kâh pembe hülyalara salarız kalbimizi. Gidenlerin, elimizden çıkanların farkında değiliz. Çünkü her an, her şey bizim için yeni. Ne zaman kaybolur çocukluğun büyülü dünyası? Ne zaman bulutlardan inilir, ayaklar ne zaman yere basar? Hayat sancısı hangi basamakta hissettirir kendini? Ne zaman kaybetmeye başlarız sevdiklerimizi ya da kendimizi?
Çocukluk basamakları ansızın bitiverir. Kendimizi sancılı bir delikanlılık/genç kızlık devresinde buluveririz. Kanımız çağlayarak akarken, bizi kimse tutamaz. Her şeyi biz biliriz ve kimse de bizi anlamıyordur. Her yerde olmak isteriz, her şey olmak isteriz ama mutlaka herkesten farklı kalmak, her yerden yüksekte durmak isteriz. Bize önerilenlere illâ ki karşı çıkarız. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelir hayat ve gençlik. Öyle ki nice olmaz şeyi gözümüzü kırpmadan göze alır, yüreğimiz burkulmadan harcarız zamanı. Gün gelip beli bükük, bir ayağı çukurda ihtiyarlar olacağımızı hesap etmeyiz, bilmeyiz, düşünmeyiz. Hep böyle dinç, hep böyle genç kalacak gibiyizdir. Acıları da sevinçleri de öylesine abartılı yaşarız ki... Kederde de, sevinçte de dünyamız baştan sona değişir; ya var, ya yok olur. Gök bir güneşlidir, bir sislidir. Hayat akıp gider, ardına bile bakmadan. Hâlâ merdivendeyiz; farkında mıyız? Bilmiyoruz. Bazı tökezlemelerde hissediyoruz belki... Ayağımız takılmasa, dizlerimiz acımasa hiç hissedecek değiliz. Sarhoşuz, gençlik sarhoşu... Peki ya sonrası...
Olgunluk çağı mı? Yoksa büyük aldanmaların yaşandığı basamaklar mı? Bilmiyorum. Deli deli akan kan durulmuştur artık. Bir baltaya sap olmuşuzdur belki ya da olmak için çalışıyoruzdur. Hayat gerçekleri acıdır demeye başlamışızdır. Çünkü, artık bakmamız gereken bir ailemiz, sorumluluğunu üstlendiğimiz çocuklarımız vardır. Hayat bir koşuşturmadır; evden işe, işten eve. Problemler, çözümler arasında dokunan mekikler. Peki ya biz neredeyiz? Biz kendimiz için ne yapıyoruz?
Şimdi şakaklarımıza karlar yağdı, yürümemiz yavaşladı. İhtiyar olduk. Hiçbirşey eskisi gibi değil... Uğruna yaşadığımız herşey bizden yavaş yavaş uzaklaşıyor. Çocuklarımız şimdi kendi yollarını adımlıyor, kendi merdivenlerinin basamaklarında oyalanıyorlar. Bir zamanlar bizim yaptığımızı yapıyorlar. Hayallerine merdiven kuruyorlar, sevdalarının zirvesine tırmanıyorlar. Ve sevdiklerimiz, basamakları birlikte adımladığımız akranlarımız, akrabalarımız, dostlarımız bir bir göçüyorlar buradan. Daha bir yalnızız şimdi. Kendimizle başbaşayız. Ölümle yüzyüzeyiz şimdi; hani şu uzaktaki ölümle, gençlikte bir türlü kendimize yakıştıramadığımız mezara dönük yüzümüz.
Sahi niye gelmiştik biz bu âleme. Her basamakta bizi yokluğa taşıyan merdivenleri adımlamak için mi? Yoksa her basamağında sonsuzluğu hissettiğimiz hakikat merdiveninde emin adımlarla ilerlemek için mi? Tercih bizim, hepimizin. Şimdi kararımızı verelim, merdivenimiz düşmeden, basamaklar tükenmeden.. Biz hangi merdivendeyiz? Hangi basamakta bekler bizi ecelimiz? Adımımız hangi basamakta tükenir? Adımız hangi basamağa "göçtü gitti!" diye düşer?
Şair Paul Verlaine’in sorusunu ilk basamakta sormalı değil miyiz?
İşte hayat! Aç gözünü gör;
Bak ne kadar sade.
Her günkü sade gürültüdür
Şehirden gelmekte.
Ey sen ki durmadan ağlarsın,
Döversin dizini;
Gel söyle bakalım ne yaptın,
Nettin gençliğini?

Dikkat! Merdivendeyiz! Düşebiliriz!

Senai Demirci
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/8/2007 - SeSsiz yüzler
























Not:"Sessiz Yüzler" Edirne'de görev yaptığım İşitme Engelliler Okulu'ndaki öğrencilerimin portrelerinden oluşmaktadır.

Bu bakışları fotograflarken kesinlikle belirli pozlar verdirmedim ve yapay ışık kullanmadım. Karşımda istedikleri gibi durdular ve pencereden gelen ışık altında fotografları çekildi. 44 siyah beyaz fotograftan oluşan bu çalışmamda duymayan çocuklarımın duygularını sizlere aktarmaya çalıştım ve her karede ayrı duygular yaşadım.

Mehmet Özşimşek : Sessiz Yüzler

 

alinti

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/8/2007 - Nun vakti

Kalemi Nun'a vuralım, koyu siyah bir gecenin ışık süzmesi gözlerine ayraç atalım. Ta ki, Nun harlanıp cezveden taşsın.

Toparlayalım taşanları vaktidir hüznün, yalnızlığın arsız yalağına sarmalanan yüreğin ıstıraba meylidir. Kaderin gergisinde kanatlanan acının, figanla isli bir duman olup dilenesidir göklerde…

Engin ve ürkek…

Sonsuz ve yılgın…

Adını koymaya, demirden sözlerin kifayetsiz kaldığı yalnızlığın ummandaki çıplak örtüsü… Kalemle dirilişteyken uykudaki gök katresinin doğumu, vaktedir.

Vakit gecedir.

Tam vaktin içindeyim.

Su yüzlü gecenin yüzüne eğiliyorum. Koyu, kopkoyu, siyah bir griftlik sıkıyor elleriyle sözlerimi, hayalimi suya yansıyan suretimden seyrediyorum. Nun seyrinde, doymalardan geçerek acıya meyleden med cezirlerimi. Karaya vurup geri çekiliyor gecelerim içim kayaya vurup, olanca hızıyla topluyor yalnızlığını dizlerine kadar büzüşüp geri çekiliyor. Gecenin en uçtaki dipsiz koyuluğuna…

Koyuluk Nun'a açılırken, sır perde perde örtünüyor aleme.

Ben geceye kilitteyim.

Geceyi Nun'a vuralım.

Üzerinden bir kaç kıyamet vakti gibi nefesler geçerken uykuların, kan çalağı bir rüzgar birikiyor ayaz yalazında sehere… Dik duruşlu zamanların, çöl iklimi kurutuyor asiliğini. Şehir en can alışlarından boğuyor içine düşeni, yüzü yüzüne değeni, gönlündeki ateşi suyla ezeni, karanlık bir tortu bırakıyor sonra vermelerin zehrine…

Ve beni bu tortular alıyor uzunca, uzunca hasret tütsülerine yazılıyorum. Yalpalanan yanlarımdan vuruyor gece, sızıyor soğuk aralığımdan, bir kaya yontucusuna benzerken ellerim, çamur kıvamında zamanlara…

Zamanlar ki … içine çekti mi, cam fanus kırılganlığında saydamlaşıyor insan belleği.. Yüreğe akan damarları tıkıyor ihanet.

Ve ihanet tutunuyor gecenin nabzına. Bölünen uykular, yaşın ziyana adanan ömür karesi… Bölünen.., günün geceye kalan ömür yedeği…

Yedeği alıp varmalı arada, yollara evhamını dizmeden ardımdan. Geç saate beklesin sözlerimi gece, dert ortağına geç vakit uğrar kırılgan yürekler. Acı iyice çöreklensin, çöreklenen bedende yaşlansın, yaşlanan yosunlaşsın ister…

İstemelere sus pus içindeyim vaktin.

Avazlarım ney üflemelerine karışarak, yaralarım siyahlaşıp katmerleşerek heves çağımın çok gerideligini bürünerek, is tortusu halinde göğe yükselmede yaşım.

Yaşımı geceye yıktım, boynuma asılı kalmadan..

İşte meşakkate düşen lâl'lerim…

Yılgın ıskataların geçirgen çoğulluğunda üstten alta, tersinden düzüne sızan hallerim.

Gecedeyim…

Bedensel varlığımın, ruh çelimsiz eksik kalan yanlarından tam olana taşmadayım.

Nun taşanı tutmalarla vurmada…
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/8/2007 - An ki anılsın adın

An ki Anılsın Adın..
 


Son günlerde sıkça düşünür olduğum, sizlerinde aynı nisyan içerisinde olmanızı istemediğim bir mevzu..,

Önce nefsim, sonrada sizler adına uyarı niteliğinde yazılmış bir yazıdır bu...

“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar ” diye buyuruyor Rabb. (Ali İmran-191)

Onlar?
Peki biz Onlardan mıyız?
Yoksa gaflete düşüp yalnızca ağır imtihanlara tabi tutulurken, sıkıntı ve korku anlarında Allah’ı ananlardan mı?
Biz kimlerdeniz?

Geçenlerde akşam üzeri, kulübesinden dışarıya salınmış olduğundan habersiz olduğum köpek, karanlıkta aniden önüme çıkıverdi. Rabbe sığındım…
Trafikte kaza tehlikesi atlattığımda da O’na sığınmıştım…
Ruhumdaki huzursuzluğu gidermesi için yardım istediğim elbette ki Rabb’di...
Hayatımın birçok döneminde payıma düşen imtihanlarımla uğraşlarımda, diğer dönemlere oranan Rabbe daha çok yakınlaştım.
Daha çok nafile ibadet…
Daha çok tesbihat ve daha çok dua…

Şimdi düşünüyorum da.., Yüzmeyi öğrenmek için, boğulma tehlikesi atlatmayı hangimiz bekler?
“Onlar” gibi olabilmemiz için sıkıntı içersinde olmamız mı gerekli?
Yoksa O’na yakın olabilmek adına O’ndan sıkıntı istemek mi?
Şimdi Rahmetini esirgemeyen Rabb ya gün gelirde samimi bulmazsa bizi?
Bizi daima en zor anlarında arayan, asla yanımızda olmazken sıkıntısı var diye bize gelen (çokta samimi bulmadığımız) dostlarımız gibi olmayalım biz..
En yakın Dostumuz olan Allah’a karşı samimiyetimizde kusur bulundurmayalım. O Allah ki bizim en Vefakar Yarimiz..
Öyleyse fani sevgilileri hatırımızdan çıkarmadığımız gibi değil! Ezel ve Ebed olan Sevgiliye yakışacak biçimde daha fazla, daha içten ve daha samimi yer verelim kalbimizde, kalbimizin yegane Sahibi ve Layığı olan Rabbimize.., Hüznümüzde ve Sevincimizde..
Tıpkı Onlar gibi…


İşte yol gösteriyor Rabb;

Onlar ki “ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar ”

“Rabbinin ismini an ve her şeyden kesilerek O’na çekil (O’na bütün varlığınla yönel” Müzemmil-8

“O halde anın Beni, anayım sizi; Bana şükredin, nankörlük etmeyin” Bakara-152

“Muhakkakki Allah’ı anmak en büyük iştir ve Allah, her ne işlerseniz bilir”…
Ankebut-45

Analım Rabbi… Biricik Hüküm ve Hikmet Sahibini..
Analım anılması gereken en Yüce Sevgiliyi…
Gökyüzünde adımızın anılması adına.., Analım yeryüzünde Rabbi..

Anılasınız…

Rumeysa ESLEM

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/7/2007 - Bir bardak SU...

Bir bardak su istiyorum senden, yarısı dolu olsun, yarısı boş. Bir bardak su sadece; ne soğuk, ne sıcak. Ne üşütmeli insanı, ne bunaltmalı. Bir bardak su...

Uzaklarda bir gemi düşün, yıllarca okyanuslar dolaşmış. Onlarca ülkenin kıyısında volta atmış bir gemi. Kültürler görmüş, sevgiler görmüş, bir yerlere âşıkları, bir yerlere sevgileri götürmüş. O gemiyi de koy bardağın içine.

Bir de rüzgâr olmalı, kafasına estiği gibi esmeyen. Yağmur yüklü bulutları taşıdıkça, birilerine ayrı kaldığı sevdiğini hatırlatan bir rüzgâr olmasın ama. Tatlı tatlı estikçe, hayaller kurduran bir rüzgâr olsun. Ha bir de çocukların düş dolu uçurtmalarını uçurtsun.

Pamuk şekilli bulutlar isterim sonra, herkese başka şeyleri, bana bir tek seni düşündürecek bir bulut. Beyaz bir perde gibi olabilir... Küçük çocukların, pastel boyalarla çizdikleri gibi meselâ.

Bir bardak su, dalgalı olsun. Dalgalandıkça yüreğimi sallasın. Dalgalandıkça sesi kulağımda yankılansın. Bir daha, bir daha, bir daha ve yankı ile gerçek birbirine karışsın.

Şairlere ilham veren sessizlikler taşısın yüreğinde. Ama fırtınaları haber vermesin. Huzur dolu, martı çığlıklı, rüzgâr gürültüsünü de beraberinde getiren bir sessizlik hükmetsin havaya. Mısraları veya satırları sessizlikler sulasın ve ıslak mısraları kuru dudaklar, umutsuz insanlar okumasın.

Bir bardak su, kıymetini bilmekten başka bedel istemeyen, menfaat beklenilmeyen bir bardak su... Karşılıksız kendisini bana sunabilecek bir bardak su. “Her şeyin bedeli vardır,” derler insanlar, değil mi? Oysa benim verebileceğim sevgi dolu bir yüreğim var sadece. Olmaz mı?

Bir bardak su insana ümit veren; bir bardak su, insana kendini güvende hissettiren... Bakan dolu yanını görüp, boş tarafına takılmasın. Bir bardak su, ama içinde okyanuslar dolaşsın. Bir bardak su, ama içine gökyüzü sığmasın. Güneşe sırtını dayamış, ay ile akşam yemeğine çıkmış bir bardak su.
Bir bardak su istiyorum senden, içinde hasret olmasın ne olur. Ümit olsun, umut olsun, sevgi olsun, şefkat kesinlikle olsun, ama hasret olmasın. Yoruldum. Kulağım hasrete dair bir tek kelime duymak istemiyor artık. Senden bir bardak su istiyorum. Bir bardak su… Çok mu?

Emir Fatih Karaşahan

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Güzellik bakan gözdeymiş.Niyetmiş herşeyi güzelleştiren,olmazları olduran.Sevgi,açılmayacak sanılan,üzerinekilit vurulan tüm kapıların anahtarıymış.Tam da ümitsizliğe düşmeye ramak kala doğuruverirmiş güneşi üzerimize Yaradan,parlak ve sıcak...Tatlı dille,güler yüzle söylenen sözlere doyulmazmış...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

sadiyka
yunusum
vuslatsevdasi
kanturk
blogekle
leyl
aylin2
zengenli
hilal17
kafdagi
dingorevlileri
neslinursema1
uneshan
abucum
hafis17
selamunaleykum
eroman
fezawww
islamgencligi
ukba
unsal57
teslimiyet
sumeyyeahsaplarim
esleme
fuadyusufoglu
ruyaa